Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

MİKDAT
ERGENEKON SAYFASI'na geri dön

ERGENEKON HABERLER'inden Mikdat Alpay ile ilgili diğer haberi okuyun

MİKDAT'IN YEŞİL RENGİ!

YESİL.ORG'UN ARDINDA MİKDAT ALPAY VAR!
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'u hedef alan bir g(u)rup istihbaratçı tarafından hazırlanan Yesil.org'un ardındaki ismin Mikdat Alpay olduğu iddia ediliyor. Yesil.org, Çeçen lideri Cahar Dudayev'i, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un KGB ve CIA ile müşterek operasyon düzenleyerek öldürttüğünü ileri sürüyordu.
Mehmet Eymür, kendi (atin.org) sitesinden, yesil.org'un Atasagun'dan rahatsız olan bir kesimce hazırlandığını açıklayarak, bunun bir "kara propoganda" olduğunu yazdı. Ayrıca askerlerin Şenkal Atasagun'u gözden çıkarttığını iddia etti.
MİT Müsteşarlığı tarafından yapılan açıklamada ise, yesil.org'un planlı bir yıkıcı faaliyet olduğu kaydedildi.
Gözler bu açıklamadan sonra 28 Şubat sürecinde Çevik Bir'le dirsek temasında çalışan Mikdat Alpay'a çevrildi.
Alpay, 28 Şubat sürecinde MİT'e müsteşar olmak istiyordu. ANAP'taki milliyetçilerin desteği ile (mesela Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Ömer Kayır -Ülkücü gazetelerden yöneticilik yapıp bir anda Allah'ın "yürü ya kulum!" dediği milliyetçilerden-) bunda ısrar etti. Ancak Yılmaz istediğini yaptırdı ve Atasagun'un kararnamesini çıkarttı.
(Son bölümdeki bilgi notu, Mikdat Alpay hakkında "içerden" birilerinin, müsteşar olmasını engellemek maksadıyla yazıp dağıttığı önemli iddialar içeren bir mektubun metnidir.)
.

EYMÜR DE MİKTAD'I İŞARET EDİYOR!
Etme-Bulma Dünyası Güncel

( Atin.org'dan alınmıştır) 22.10.2001
Kara Propoganda
Bir yabancıdan veya aranızda husumet olan bir insandan zarar görürseniz çok fazla etkilenmeyebilirsiniz ama dost bildikleriniz size kazık atar, zarar verirse bu beyninizin derinliklerine, iliklerinize kadar işler, etkiler. Onu hiç unutmazsınız.
Ben yaşamımın en büyük kazığını, bir zamanlar dost bildiğim günümüzün MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’dan yedim.
Hem de iftira, yalan, kendi yaptıklarını benim üzerime yamamak gibi çirkin ve bayağı yöntemlerle.
Alaattin Çakıcı ile en son ilişkisi olan kişi o idi.
Akın Birdal suikastına karışan Mehmet Kulaksızoğlu’nu kullanan da o, Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın operasyonel olarak kullanılmasında imzası olan da o...
Sonra kalktı bütün olumsuzlukları bana yamamaya çalıştı. Yeşil dedi, Çakıcı dedi, çete dedi, beni sahtekarlık yaparak tarihinde görülmemiş bir şekilde MİT’den uzaklaştırdı. Danıştay’da açtığım davanın birinci kısmını kazandım.
Danıştay, “MİT’den Şeker Fabrikaları’na tayinimin” -usulsüz- olduğunu belirtti. Şimdi Danıştay’ın davanın tamamı ile ilgili kararını bekliyorum. Üç yıl oldu ama, ben hala ümidimi yitirmedim.
O eline geçirdiği gücü kötüye kullandı, aileme mensup kişileri takip ettirtti, bütün yakınlarımın telefonlarını dinletti, gizlice evimi arattı, hakkımda basına el altından yalan haberler yaydırttı, ucu kendine dokunan açıklamalarımı “MİT’e ait gizli bilgileri açıklıyor” diye beni mahkemeye verdi, benimle ilişkisi olan herkesi tehdit etti, sindirtti...
Bütün bunları ne için, ne uğruna yaptı?
Üç günlük makam sevdası, hırs, arabalar, uçaklar, helikopterler, korumalar, yalılar, köşkler, seyahatler, kokteyller, örtülü ödenekler... Belki MİT Müsteşarlığından sonra, Paris veya Brüksel’de bir büyükelçilik makamı için... Şimdi, “ben onun adamı değilim” diye sağa sola mesajlar yolladığı Mesut Yılmaz gibi, Çevik Bir gibi, şaibeli isimlere yaranmak uğruna...
Kendisini ziyaret eden zamanın CHP milletvekili Fikri Sağlar’a “sizinle ilgili dosya benden önce oluşmuş” diyor, yine pası başkalarına atıyordu. Halbuki Ankara Bölge Başkanı olduğunda Fikri Sağlar’ı kontrol altına alan, Dedeman Oteli civarındaki yazıhanesini gizlice aratan yine o idi.
Türkbank satışında Mesut Yılmaz’ı kurtarmak için “Korkmaz Yiğit’in, Alaattin Çakıcı ile ilişkisi tespit edilememiştir” şeklindeki düzmece resmi yazıyı verdiren de o... O, benliğini, değerlerini, mesleğini üç kuruşluk menfaatler için sattı.
Benim gözümde makamı yükseldikçe küçülen insanlardan biri o.
O benim beynimin derinliklerine yerleşti. Onu yaşadığım sürece hiç unutmayacak ve affetmeyeceğim.
Şimdi başkalarına yaptıkları kendi başında.
İftiralara uğrama sırası şimdi ona geldi.
Etme - bulma dünyası....
Kalıbı, kıyafeti, diplomat edası, basınla ilişkileri, yalanda olsa kamuoyu karşısında söyledikleri ve verdiği sözler, yıldızını parlatmıştı.
Artık MİT’in başında “pisliklere bulaşmayan”, medeni, tecrübeli, başarılı bir müsteşar vardı...!
Amerikalıların, Abdullah Öcalan’ı paketleyip teslim etmelerinden sonra yıldızı ışıklar saçmaya başladı. Objektiflere zafer işaretleri yapıp kahramanca pozlar veriyordu.
Ta ki, yardımcısı ve baş rakibi Mikdat Alpay’la birlikte “Apo’nun asılmaması” ve “Kürtçe yayına izin verilmesi” beyanatını verene kadar.
Kendini çok güçlü sandığı o andan itibaren yıldızı sönmeye başladı.
Çünkü, Çevik Bir zamanından kalma, “askerlerle aramızda fikir ayrılığı yok” beyanı gerçeği yansıtmıyordu.
Şimdi bir gazete alıntısı ile devam edelim:
“Ankara'nın Çankaya Semti'nde bulunan Çevre Sokak üzerindeki büyükçe bir binada yer alan onlarca telefonun biri çalıyor...
Ve sohbet başlıyor...
Tabii, önce karşılıklı hal-hatır sormalar... Havadan sudan, derken geliyorlar Türkiye'nin meselelerine...
-Efendim sizi, bizim bünyemizin içinde görmekten mutluluk duyarız.
-Sağolun, sağolun... Kısmet...
-Göreviniz süresi boyunca tıpkı bizden biri gibi davrandınız. Daha önceleri ne söylediysek onu yaptınız. Gönülleri fethettiniz.
-Estağfurullah, efendim, estağfurullah. Benim görevimdi zaten, yaptıklarım.
-Ama, yolsuzlukların üzerine gitmeniz sıkıntı yarattı sizin için. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz? Mücadeleyi burada bırakacak mısınız? Nasıl bir tavır içine gireceksiniz?
-Ben her şeyi, temiz bir ülke için yaptım. Kolay kolay pes etmem. Bakın organize suçlarla ilgili söke söke çekip aldığım sekiz dosya var elimde. Kapağı hiç açılmamış sekiz dosya.
-Keşke gitmeyip kalsaydınız da bunları da gündeme getirseydiniz.
-Efendim, günü gelince bunların hepsinin kapağını açacağım. Teker teker açacağım... Bunun için kalmadım, durmayıp gittim. Bu durumda kalmak bana yakışmazdı...
-Anlıyorum sizi... Peki şahsınıza yöneltilen saldırıların kaynağını araştırdınız mı? Nedenini irdelediniz mi?
-Vallahi ne diyeyim... Kaynak da belli, neden de... Eğer devletin istihbarat örgütü, jandarmayı jurnallerse, dinlenen telefonları, yapılacak baskınları bizden önce malum zata bildirirse ne yapayım?
-Evet, evet... Çok kötü tabii... Üzücü bir durum...
-Beni de çok üzdü bütün bunlar. Telekulakmış, bilmem neymiş, bunların hepsi devletin istihbaratının başının altından çıkıyor. Daha doğrusu buradaki bir iki kişinin işi... O zat-ı muhtereme bu kadar yarenlik yapmanın, yaren olmanın anlamı ne?
-Ya, ya... Yanlış, çok yanlış...
-Niye haber ediyorsunuz? Ne yapıyoruz? Çalanın çırpanın önüne geçmeye çalışıyoruz. Neresi yanlış bunun. Olsun. Allah büyüktür. Bir gün sorarlar adama, 'senin ne diyet borcun vardı o zata' diye...
----------------------
Telefon konuşması devam ediyor... Yine ülke meseleleri... Enflasyon, ekonomik kriz, Derviş'in başarılı olup olamayacağı, hükümetin genel durumu, erken seçim, yeni oluşumlar falan gibi konular üzerine...
Ve yine görüşenlerin birbirlerine övgülerinin yanı sıra başarı dileklerinin sunulmasıyla telefonlar kapatılıyor...
---------------
Gelelim söz konusu görüşmeyi gerçekleştirenlere... İsimlerini yazamayacağız. Görüşmeyi bize aktaran şahsın ricası üzerine söz verdiğimiz için... Kelimelerle tarif etmeye çalışacağız... Mesela; sahip oldukları ortak özelliklerden biri, her ikisinin de politikacı olması. Üstelik her ikisi de ayrı ayrı dönemlerde, ayrı ayrı partilerin mensubu olarak bakanlık görevinde bulundular.. Amaaaa, en önemli ortak özellikleri ise, her ikisinin de Türk siyasi yaşantısında pek fazla örneği görülmeyen davranışta bulunmaları... Koltuklarına yapışmamaları... Ülke menfaatlerini, erdemliliği, mantığı hırslarının önüne almaları... Demokrasilerde, bir de 'istifa' kurumunun olduğunu hatırlamaları... Biri, semerisini gördü, bu örnek davranışının... Taban tarafından çağrılarak yeniden koltuğa oturtulmasıyla... Diğeri de görecek gibi görünüyor... İzlenen gelişmelerden... Eh, arife, bu kadar tarif çok bile...” (Akşam 12 Haziran 2001 Salı)
-----------------
Evet, anlaşıldığına göre, zamanın ANAP’lı İçişleri Bakanı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına, MİT’in başındakinin “jurnalcilik” yaptığından bahsediyor.
Jandarmanın, askerin telefonlarını dinleterek, yolsuzlukla ilgili operasyonel bilgileri Mesut Yılmaz’a yetiştirdiğinden, dinlenen telefonları, yapılacak baskınları önceden bildirerek Mesut Yılmaz’ın tedbir almasını sağladığından bahsediyor. Bir gün gelir “senin ne diyet borcun vardı da, o Türkiye’nin en şaibeli politikacısı Mesut Yılmaz’a bu kadar yarenlik yaptın?” diye adama hesap sorarlar diyor.
Acaba o “kapağı açılmamış 8 dosya”nın kaçında MİT Müsteşarını ilgilendiren konular var?
Bütün bu gelişmeler şunu gösteriyor.
Asker Şenkal Atasagun’u istemiyor...
Belli ki yukarıda belirtilenlerin dışında başka sebepler de var.
Ancak onu, Ecevit’e, ve Mesut Yılmaz’a rağmen, normal yollardan görevinden uzaklaştıramıyorlar.
O zaman onu kamuoyu önünde yıpratılıp, bir an önce görevden uzaklaştırmak için “kara propaganda” yöntemlerine başvuruluyor. Bu görevi de Doğu Perinçek ve onun bilinen yayın organları ile yeni gizli yayın organı “Yeşil.org” internet sitesi yürütüyor. Şenkal Atasagun’a en çok kızan insanlardan biri olmama rağmen, yazılanların hiçbirinin doğru olmadığını söyleyebilirim. Dudayev’e telefon verilmesi olayı ile Şenkal Atasagun’un alakası yok. Bu o zamanki Operasyon Başkanı ile Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanı’nın sorumluluğunda olan bir konudur. Bu konunun sorumlularından biri olan zamanın Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanı’nın, Aydınlık Dergisi’ne “bilirkişi” olarak telefonlar hakkında bilgi vermesi yadırganılacak bir davranış.
Anlaşılıyor ki birileri bir yerlere hazırlanıyor...
Bir hukuk devletinde, Şenkal Atasagun'dan hesap sorulmasının yöntemi, bu tip saray entrikaları ile olmamalı.
Hele hele, Perinçek gibi birisinin orduyla bütünleşmesi tam kara bir leke.
Eğer Türk ordusu Perinçeklere kaldıysa yazıklar olsun.
(Eymür'ün yazdiklarini Atin.org'dan okuyun)


YESIL.ORG: DUDAYEV'İ ATASAGUN ÖLDÜRTTÜYeşil.org'dan okuyun


Bir Suikastin Anatomisi!
DUDAYEV'İ ATASAGUN ÖLDÜRTTÜ
Çeçen Direnişi’nin sembol ismi Cehar Dudayev’in refuze edilmesi gerektiği konusunda ABD-Rus ve Türk istihbarat servisinin Rus hayranı isimleri anlaşınca ABD’den getirtilen NEC marka uydu telefonu bir şekilde Çeçen liderine ulaştırılmalıydı. Bunun için hiçbir şeyden habersiz bir budala müstakbel Başbakan kullanıldı: Erbakan. Çeçen lidere İmmarsat-M uydu telefonu armağan ederken, kurulan kumpastan habersizdi. Uzaktan olayı kontrol içinde izleyen kontr/espiyonaj uzmanı Atasagun’dan başka Türkiye’nin de ortağı olduğu bu uydu sisteminin 100 metre hata ile koordinat verdiğini bilen yoktu.
Yesil.org sunar:
MİT Müsteşarı Şankal Atasagun 28 Kasım 2000 tarihinde yanına yardımcısı Miktad Alpay’ı alarak (kendisi daha sonra Siyah kod isimli bir ajan-gazeteci ile de anılacaktır) Sabah, Hürriyet, Milliyet ve Star gazetelerinin Ankara temsilcileriyle yemekli toplantı yaptı. Toplantıda yardımcıyla birlikte söz birliği etmişçesine aynı şeyleri söyleyen müsteşar, kısaca şu vurguları yaptı: ‘Özellikle Silahlı Kuvvetler büyük gayret gösteriyor. Ama zaman da kaybediliyor. Adam (Öcalan) iki senedir burada. Ama yapılmış olması gerekenlerin çoğu hala yapılamadı.’’ Atasagun, bu noktada, ‘‘Hatalarımızının nedenlerini hep dışarıda, başkalarında aramak alışkanlığımızdan artık vazgeçmeliyiz. Hatalarımızın nedenlerini biraz da kendimizde aramalıyız’’ der. Daha sonra Hürriyet Ankara temsilcisi Sedat Ergin’ in bile hayretini mücib ettiren bu cümlelere şunları ekleyen Atasagun; “Bu öncelikle hükümetin alacağı bir karar. PKK çizgisindeki Medya-TV Güneydoğu'da çok rahat seyrediliyor. Olayları kendi açılarından aktarıyorlar, bir sürü yalan söylüyorlar. Herkes de çanaklar üzerinden bu yayınları izliyor.” Diyerek Kürtçe TV ye ‘yeşil ışık’ yakıyordu.
Aslında müsteşarın bu 4 gazetenin yazarını davet edip, ülkeyi sarsacak açıklamalar yaptığı tarihp çok önemli. Kasım Ayı MGK toplantısının hemen öncesi. O günkü MGK toplantısında müsteşarın bahsini ettiği hiç bir konu ön planda değilken, 29 kasım 200 Çarşamba günkü Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi Başkanlığı tarafından yapılan olağan basın bültenindeki şu cümleler çarpıcıydı: “Gözler bugünkü MGK toplantısında MİT Müsteşarı Atasagun'un Kürtçe TV ve eğitim yapılmasını isteyen sözlerden sonra gözler bugün MGK'nın, Kasım ayı olağan toplantısına çevrildi. Toplantının gündeminde Kıbrıs, AB ile ilişkiler ve af konusu olmasına karşın, Atasagun'un açıklamaları ön plana geçti. Üst düzey askeri bir kaynak, "Kürt dili ile eğitim ve TV yayınlarının uygulamaya konulması pratikte mümkün değildir. Bu "Eğitim Birliği Yasası" ile de bağdaşmaz" diye konuştu.”
Görüldüğü gibi Atasagun ve yardımcısı bir taraftan başta MHP olmak üzere iktidarı sinirlendirmiş, diğer yandan askerleri zor durumda bırakan açıklamaları, MGK öncesi manşetlere taşımayı başarmışlardı.”
Batı basını ise Müsteşarın önce Genelkurmay adına konuşup, bir gün içinde düzeltme yaptığı görüşleri düzeltmeyi hiç dikkate almayarak verdi.
Reuters ve Associated Press Haber Ajansları, International Herald Tribune, Washington Post, New York Times, Guardian gibi gazeteler, müsteşar haberine geniş yer verdi. ABD ve İngiliz basını Müsteşarı destekleyen geniş haberlere yer verirken Alman basını bu konuda kısa haberlerle yetindi.
Reuters, açıklamayı abonelerine "Alışılmadık bir brifing" vurgusuyla duyurdu. Reuters'in haberi şöyle: "Üç parti koalisyon hükümetinde zaten gerilim yaratmış olan bir konuda yapılacak liberal yorumların sert tartışmalara yol açmasına kesin gözüyle bakılıyor. MHP üyesi olan Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'nun ilk tepkisi soğuk oldu. Çakmakoğlu muhabirlere ?Bu görüşler MİT müsteşarının kişisel görüşleri olabilir ama devlet için bağlayıcı olduğunu sanmıyorum' dedi. 1960'tan beri üç defa hükümet devirmiş olan güçlü ordu, Türkiye'deki 12 milyon Kürde tavizler verilmesine, bu türden hareketlerin ülkenin parçalanmasına yol açacağı korkusundan dolayı, kesinlikel karşı." Haberde ayrıca, MİT, "açık görüşlü" olarak övüldü ve "MİT, ülkede güçlü bir kuvvet. MİT aynı zamanda geleneksel olarak gizlilikten yana ve tutucu olmasına rağmen son aylarda daha açık bir görüntü ouşturmak için bazı adımlar attı" dendi. Şenkal Atasagun'un Genelkurmay adına konuşup sonradan bu ifadeyi düzeltmesine yer vermeyen Reuters, bu ayrılığa, Oktay Ekşi'nin yorumuna gönderme yaparak değindi: "Milliyet, Atasagun'un Kürtçe yayın konusunda ordunun da kendi görüşlerini paylaştığını söylediğini yazdı. Ama Oktay Ekşi, Atasagun'un değerlendirmelerini eleştirdi ve Genelkurmay'ın bu husustaki itirazlarının bilindiğini söyledi."
TARTIŞMA DIŞI REFORM ÖNERİLERİ
Associated Press haber ajansı ise, Atasagun'un, Abdullah Öcalan hakkındaki, "asılmamasını istedik", "Kürtleri kazanmak için kendi dillerinde ulaşmak zorundayız" gibi görüşlerine özetledikten sonra, Başbakan Bülent Ecevit'in desteğine geniş ver yerdi. Ecevit'in Atasagun'la aynı doğrultudaki açıklamaları ardından ise, Avrupa Birliği'nin de Türkiye'nin üyeliği için aynı koşulları istediğine dikkat çekildi.
Guardian gazetesinde Chris Morris imzasıyla çıkan yorumun konusu da MİT müsteşarının açıklamasıydı. Üstelik Morris, 29 Kasım tarihli yazısında, müsteşar-genelkurmay ayrılığını dile getirdi, ancak onun da kalemi, Atasagun'un düzeltmesini vermeye yetmedi. Yazıdaki ilgili bölüm şöyle:
"Casus şefinin, ordunun da kendisiyle aynı görüşleri paylaştığını söylediği yazıldı, fakat önde gelen generallerdennn Kürterin kültürel taleplerinin karşılanması yönünde destek veren herhangi bir resmi açıklama hiçbir zaman yapılmadı. Askeriye, PKK'ya tavize benzer herhangi birşeye karşı koyacağını açıkça belirtti."
Guardian yazarı, müsteşarın çıkışını ise şöyle değerlendirmiş:
"Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilere hiçbir zaman kolay olmayacak, ama son zamanlara kadar tümüyle tartışma dışı olan reform önerileri hakkında gerçek bir tartışma sürüyor."
MGK’DAN BEKLENEN REFLEKS
MGK sanki Atasagun’un istediği kıvama gelmişçesine zehir zemberek bir açıklama ile Batı dünyasını uyardı. Uluslararası çevrelerde MGK’nın bu açıklaması, Türkiye’nin AB ile arasındaki uçurumu biraz daha derinleştirmesi olarak değerlendirildi. MİT müsteşarı ve yardımcısı, Türkiye’nin rotasında çok ciddi bir darbeye sebebiyet vermişti.
Şenkal Atasagun’un bu çarpıcı açıklamaları yaptığı günlerde MGK’nın yapılacak toplantısı kadar çarpıcı başkaca bazı tesadüfler daha vardı..
Mesela…
Mesela; aynı günlerde, yani MİT müsteşarı ve yardımcısının ‘Apo’yu artık asmamız gerekmiyor, besleyerek, örgütünü bölelim’ dediği günlerde, Aptullah Öcalan’ın uçuş rotasını çizen CIA’nın ortadoğu masası şefi David Adolph Korn da Türkiye’deydi. Medya ‘Apo asılsın-asılmasın, Kürtçe TV olsun-olmasın tartışmasını yaparken Korn, 30 kasım akşamı saat 22.30’da Ankara Expresi’nin 1. vagonu 11 numarasında Ankara’ya doğru yola çıkmıştı..
Korn’un bir özelliği Apo’nun özellikle Beka’dan Rusya’ya, oradan İtalya ve nihayet yakalandığı noktaya kadar olan tüm uçuş rotasını çizen kişi olmasıydı. Ve malum olduğu üzere, Atasagun ve ekibe de Apo’yu yakalayarak tarihe geçen ekip olarak tarihe geçtiler..
İlginç olan bir başka ayrıntı ise, Apo’nun asılmasını siyaseten çok isteyen MHP Lideri’ni ikna için Ocak ayının ilk günlerinde başbakanlık konutunun merdivenlerinde yine önemli bir isim görülecekti: Şenkal Atasagun!!!
Atasagun ne demişti gazetecilere: “Apo’yu getiren de biziz, astırmayan da!!!”
ANILAR…ANILAR…
Şimdi isterseniz elimize bir kitap alıp beraber okumaya başlayalım. Kitabın ismi Siluetini Sevdiğimin memleketi. Yazarı Faruk Bildirici. İşte size bir pasaj: “Öcalan, binanın önüne yerleştirilen Mercedes minibüsteki C-4 patladığı sırada telefonla konuşuyordu. Telefon konuşması da MİT'in Yenimahalle'deki merkezinden dinleniyordu. Patlamadan sonra telefon konuşması kesildi.
MİT'te kısa süreli bir sevinç yaşandı.
Fakat zafer havası uzun sürmedi, çünkü patlamanın şaşkınlığını atlatan Öcalan yeniden konuşmaya başlamıştı. Öcalan'ın kurtulmasının nedeni, üç tarafı çelikle kaplı minibüsün gereğinden daha uzağa ve yanlış açıyla park edilmesiydi….” Bu operasyon 6 Mayıs 1996 yılında Apo'ya karşı Şam'da gerçekleştirilen bir operasyon... Düzenleyen ise kahramanımız Atasagun. Belki size başarısız gibi görülen bir operasyon gibi gelebilir ama, tarih tozlu yapraklarını üst üste dizdiği zaman puzzle’ın parçaları birleşince, neden bilinerek ıskalandığını annlamakta gecikmiyoruz. Bu konunun ilgililerine editorunuz soruyor:
Apo bomba patlarken acaba kiminle konuşuyordu?
Sizce kiminle telefonla konuşmaya dalmıştı ki, araç dolusu C-4’ün patlaması bile onu yerinden kımıldatmadı. Neydi bu suikasti olağan gösteren şey?
Daha sonra MİT’ten yetiştirilen gazetecilere yazdırılacak kitaplarda (BKZ Tuncay Özkan’ın Operasyon isimli kitabı) bu tür ayrıntılar unutulacaktı!
Apo’ya karşı bu kadar merhametli olan bir MİT müsteşarı başka birilerine , mesela Çeçen lidere karşı daha farklı hisler besliyor. Nasıl mı?
Anlatalım da inanmayın:
Önce yine bir ayrıntı:
Tarih 4 haziran 20001. Hürriyet’in washington muhabiri Kasım Cindemir “Müthiş İtiraflar” başlığıyla tam olarak “manipülatif” bir habere imza atarak kafkas Vakfı’nı bile inandıracak düzmece safsatalar zinciri hazırladı. Bu istihbarat örgütlerinin yıllardan beri kullandığı bildik bir dezenformasyondan başka bir şey değildi. Zeka düzeyi düşük bu yanıltmacayı hemen ortaya çıkarmak isteriz. Önce Kasım’ın haberini okuyalım: “ABD'nin süper gizli servisi NSA'nın dinleme faaliyetlerini Hürriyet'e anlatan eski ajan Wayne Madsen'e göre Çeçen lider Cahar Dudayev'in nerede olduğunu da NSA'nın tespit ettiğini söyledi ve hatta bulunduğu yerin koordinatlarının ABD tarafından Moskova'ya verildiğini söyledi. Madsen, Dudayev'in öldürülmesinde NSA'nın üstlendiği rolü şöyle anlattı: ‘Dudayev Refah Partisi’nin verdiği uydu telefonu kullanıyordu. NSA yerini ve koordinatlarını belirledi ve Başkan Clinton'a bildirdi. Bill Clinton, Moskova'da idi. Boris Yeltsin'in yeniden seçilmesini istiyordu. Çeçen lider Cahar Dudayev'in yerini ve koordinatlarını Yeltsin'e bildirdi. Ruslar, Dudayev'i hemen öldürdü. Boris Yeltsin de Clinton da yeniden seçildi. Aslında, Başkan Clinton'ın yaptığı yasalara aykırıdır”
Aklı başında her dünyalı, bu satırlardaki bilgisizliği ve cahilliği anlayabilir..
En iyisi biz yengeç metodu takip ederek, tersten okuyarak gerçeği arayalım..
HEDİYELER VE RUS AŞKI
Rus gizli servisleri, Çeçen direnişinin içine sızmakta çok zarlanıyorlardı. Çeçenler bir tek ülkeye peşin bir içtenlik ve güven ile bağlıydılar: Türkiye! Üstelik iktidarda Çeçen direnişini koşulsuz destekeyen bir hükümet vardı: Refahyol. Rusya, çeçen direnişi hakkındaki sınırlı istihbari kaynaklarını ancak Türk istihbaratı içindeki gönül dostlarıyla çoğaltabiliyordu. Bunun için de gençliğinde “Sovyet Masası” bölümünde çalışmış üst rütbeli istihbarıtçılara sık sık müracaat ediyordu.
Çeçen Direnişi’nin sembol ismi Cehar Dudayev’in refuze edilmesi gerektiği konusunda ABD-Rus ve Türk istihbarat servisinin Rus hayranı isimleri anlaşınca ABD’den getirtilen NEC marka uydu telefonu bir şekilde Çeçen liderine ulaştırılmalıydı. Bunun için hiçbir şeyden habersiz bir budala Başbakan kullanıldı: Erbakan. Türk Başbakanı çeçen lidere İmmarsat-M uydu telefonu armağan ederken, kurulan kumpastan habersizdi. Uzaktan olayı kontrol içinde izleyen kontr/espiyonaj uzmanı Atasagun’dan başka Türkiye’nin de ortağı olduğu bu uydu sisteminin 100 metre hata ile koordinat verdiğini bilen yoktu. MİT’in Türk istihbaratına, buradan da Türk Başbakanı’na ulaştırdığı uydu telefon muhataba verildikten sonra aktif hale geçince, Marryland Eyaleti’ndeki Signet super Computer merkezine akan bilgilerle Cehar Dudayev’in 24 saat izlenme süreci başladı. Aynı anda Aptullah Öcalan’da da kullanılmıştı bu sistem. Nitekim ABD'nin süper gizli servisi NSA'nın dinleme faaliyetlerini yürüten eski ajan Wayne Madsen'e göre Abdullah Öcalan'ın ‘çok geveze ve aptal’ olduğu için kendisini ele vermişti.
PKK'nın başının, Suriye'den çıktıktan sonra Kenya'da yakalanıncaya kadar NSA tarafından izlendiğini söyleyen Madsen, ‘Öcalan, çok geveze biri, cep telefonundan konuşmadan edemezdi ve biz de nerede olduğunu hemen belirlerdik. Rusya’dan başlayarak, Korfu Adası dahil her noktada dinledik. Öcalan'ın izlenmesinde İsrail'in de katkısı oldu. Öcalan, çok aptalca davrandı. Dinleneceğini bilmesi gerekirdi' demişti hürriyet muhabirine.
Nitekim Dudayev’in öldürülmesinden hemen sonra 6 mayıs 1996 tarihinde Öcalan’a da benzer bir suikast -neredeyse karbon kağıdıyla türetilmiş gibi- düzenlenecek ve bizzat Atasagun tarafından bu operasyon gazeteci Faruk Bildirici’ye anlatılacaktı!
National Security Agency Dudayev’in günlük harekatını raporlar halinde CIA’ye bilidiriyordu. CIA bu bilgileri rutin bir şekilde MIT’e, MIT’ten Sovyet sempatizanları vasıtasıyla KGB’ye ulaştırılıyordu. Tarih 21 Nisan 1996’yı gösterdiği gün Atasagun KGB ile operasyon hazırlıkları üzerinde mutabakata vardı. Bunun için tek şey gerekiyordu, uyduya sürekli sinyal gönderilmesi için Dudayev’in telefonunun sürekli meşgul edilmesi. Bu görevi de üst düzey bir ishibarat görevlisi üstlendi.Sonrası ise haber ajanslarına şöyle düştü:
“Cevher Dudayev'in 21 Nisan'da Gekhi-su koyu yakinlarinda ugradigi bir fuze saldirisinda sehit edildigi iddia edildi. Rus haber ajansi Tass, Moskova ile gecen yil yapilan baris gorusmelerinde Cecen heyetinin baskani olan Haci Ahmet Yerinhanov'a dayandirarak verdigi haberde Dudayev'in olduruldugu one suruldu. Ancak Rus federal servisi Dudayev'in olduruldugunun henuz dogrulanmadigini acikladi. Tass, Dudayev'in cesedinin Cecenistan'in baskenti Grozni'ye 30 km uzakliktaki bir koyde bulundugunu duyurdu. Yerinhanov "Dudayev oldu. Bundan hic suphe yok. Dudayev yaninda bulunan cok sayida yakin arkadaslariyla birlikte olduruldu" seklinde konustu. Dudayev'in yardimcilarindan Duglaha Ibrahimov'un da ayni saldirida oldugu iddia edildi. Interfaks ise, Tass'in haberini yalanlayarak Dudayev'in olmedigini duyurdu. Interfaks, Dudayev'in sekreteri Sainudi Khasanov'a dayandirarak verdigi haberde Dudayev'in hayatta oldugunu ve normal calismasini surdurdugunu acikladi.” Ve uluslararasi bir haber ajansından: “Dudayev'in, Gekhi-cu Koyu'nde, bir telefon baglantisi icin bulundugu ve bu sirada öldürüldüğü one suruldu. Itar-Tass'in haberine gore, beraberindekilerle birlikte, gecen pazar gunu, savci Muhammed Caniyev'in evine gelen Dudayev, telefon gorusmesi icin baska bir binaya gecmek uzere, buradan cikti. Ancak o anda baslayan fuze saldirisinda agir yaralanan Dudayev, ayni gece öldu. Itar-Tass ajansi bir gorgu taniginin, fuze saldirisi sirasinda, Dudayev'in kaldigi evde uc ceset bulundugunu, bunlardan birinin de "Moskova'dan gelen ust duzey bir yetkiliye" ait oldugunu kaydetti. Yetkilinin Dudayev'le gorusme yapmak uzere orada bulunan bir Rus olabilecegi ifade ediliyor. Ote yandan, Gekhi-cu koyunun uzerinde halen Rus ucaklarinin uctugu belirtiliyor.” Öykümüz işte bu… liseyi bile “çift dikiş” zar-zor bitiren bir görevlinin, makamları tırmanmak için, tehlikeli ilişkilere girmesinin ardından, nasıl uluslararası bir oyuncağa dönüştüğünün çarpıcı,. Sarsıcı hiyayesi. Devamı da var elbette. Bugün Orta Asya topraklarında Rus istihbarat şebekeleriyle can-ciğer kuzu sarması öyküleri..
Anlatalım mı?

MİT ve YESİL.ORG'UN AÇIKLAMA KAVGASI,,,


MİT'İN AÇIKLAMASI:
03.10.2001
DUYURU
Son günlerde, ABD'deki servis sağlayıcı bir firmanın imkanlarından yararlanmak suretiyle, bir Web Sitesi üzerinden Millî İstihbarat Teşkilâtı'nı karalamayı ve yıpratmayı amaçlayan yazılar yayınlanmıştır.
Bu yayınlar içerisinde Türkiye'de yaşayan, Terörle hiçbir bağlantısı olmayan Çeçen ve Kafkas kökenli vatandaşlarımızı maksatlı bir şekilde yanıltma ve yönlendirme çabaları da tespit edilmiştir.
MİT tarafından çökertilmek istendiği şüphesi yaratılarak, yayınına son verip tekrar erişime açılan Web sitesinin, Millî İstihbarat Teşkilâtı'nı, planlı şekilde yıkıcı tartışma ortamına çekme gayretleri, kamuoyunca da görülebildiği gibi dikkat çekmiştir.
Saygılarımızla duyurulur.
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLÂTI MÜSTEŞARLIĞI
----------------

Yesil.org'un açıklamaya cevabı:
Tuzaga Düsmeyecegiz!
MIT Müstesarligi resmi sitesinden, ismimizi vermeden bizi suçlayici bir duyuruda bulundu. Aslinda biz bu duyuruyu ciddiye alip cevap yazmayacaktik. Ancak baska bazi web siteleri ve yayin organlari konuya müdahil olduklari için yanit vermek zorunlu oldu.
Birincisi;
MIT sitemizle ilgisi tamamen gerçekdisi bilgilere ve zanlara dayanan suçlamalari yaparken, bizi hedef de göstermis oldu. Yaklasik 7 aydan beri resmi sitesinde tek bir duyuru yayinlamayan müstesarlik neden panikleyip sitemizi hedef gösteren açiklamayi (Olabildigince yuvarlak ifadelerle) yapti acaba? Ikincisi;
Biz yayina basladigimiz günden beri, bu isten-anlamayan, ciddi olan-olmayan yüzlerce kisinin ve kesimin saldirisina ugradik. Sifrelerimiz çalinmak istendi, sitemiz kirilmak istendi, server sahiplerimiz tehdit edildi ve buraya yazmanin uygun olmadigi, akillara gelmeyen yöntemlerle susturulup sindirilmeye çalisildik. Sitemiz kirildigi dönemde bile biz kimseyi suçlamadik. Hele hele devletin serefli bir kurumunu ASLA!
Ancak biz gibi herkes çok iyi biliyor ki, devletimizin nice serefli kurumlarinda, onursuzca, ruhlarini ve sereflerini üç-on paraya satmis hainlerin oldugunu. Biz asla sitemizi falanca kesim, filanca kisi kirdi, demedik.
Aslinda yapilan çok basitti: Önemli bir takim dosyalari yayina koymaya baslayan sitemizi, devletin en saygin ve önemli kuruluslarindan biriyle karsi karsiya getirmek. Sonuçlarina bakilinirsa bunu basardilar da…
Ancak tekrar ediyoruz, bizim yüce devletimizin hiç bir kurumuyla alip-veremedigimiz olamayacagi gibi, namuslu ve onurlu devlet memurlarina da saygida kusur etmeyiz.
Vatanini ve milletini küçücük menfaatler ugruna satip, dostlarini sirtindan vuranlar müstesna tabii ki…
Son olarak;
Bu tür kirli oyunlarda sergilenen basit ayak numaralarini yemeyecegimizi, dost-düsman herkes bilmelidir. Devletin saygin bir kurumu ile asla kavga eder bir duruma düsmeyecegiz. Çünkü bu, ülkeyi karistirip, daha çok karanlik dönemleri arzulayan zift düsünceliler için bayram demek olur. Biz çizdigimiz yoldan sapmadan yayina devam edecegiz. Varsin alinanlar alinsin, kirilanlar kirilsin, kendi pisliklerini kurumlarina yamamaya çalisanlar çalissin.
PS: Duyduk ki, bazi resmi kurumlarda sitemizi ziyaret etmek gizli ve acik emirlerle yasaklanmis. Bazilari gözlerini kapatarak sadece kendilerine gece yaparlar. Bu da böyle bilinmelidir.
Saygilarimizla bildiririz.




MİKDAT ALPAY'I MÜSTEŞARLIKTAN EDEN MEKTUP!:

MİKDAT ALPAY'I MÜSTEŞARLIKTAN EDEN MEKTUP!:
-----------------
Bilgi Notu:
Ülke yönetiminde istihbarat, yöneticilerinin hem gözü hem kulağı hem de eli durumundadır. Ancak objektif bir haber değerlendirmeleri ile devlet organları sağlıklı çalışır ve somut sonuçlara varır.
MİT Müsteşarlığının boşalması ile yerine düşünülen Mihtad Alpay, Türkiye Komünist Partisi (TKP) yanlısı olarak bilinmekte, eğilimini ve eğrisini işine yansıttığı yanılttığı aynı çevrelerce kabul edilmektedir. Benimsediği marksis ideolojiden bugün ateistliğini sürdürmekte Türkiye'de islamı andıran ve inancı çağrıştıran, her türlü kişi ve kuruluşlara karşı radikal bir cüretle, fanatik bir duygusallıkla kara çalmakta, tahrikkar ifadelerle MEDYA'da kampanyayı sürdürerek objektifliğini yitirmiş bir şekilde yanlış değerlendimelerle yanıltıcı kararlara varılmasına neden olabilmektedir.
Kendisinin ateist olduğunu zemin ve zamana göre vurgularken kökeni itibarı ile Alevi olduğunu gizlemektedir.Aleviliği ülke güvenliği için tenhdit olarak görmemekte ve bilgi toplanması yönünde önlemler almakta, 1992 de yayınlanan Milli Güvenlik Politikalarını gözardı ederek hedef önceliğini islama ve müslümanlara yönelterek MGK'nın konseptini saptırmaktadır. Türkiye'nin Cezayir gibi olmasını ve ordunun sunni halka savaş açmasını beklemektedir.
Diğer taraftan Aleviliği rejimin payandası olarak lanse etmekte, PKK ile Alevi kökenli Terör örgütlerini 3 - 4.ncü hedef sıralamasına çekmektedir.
PKK ve Alevi hedeflerini meşrulaştırıcı ve meşruiyet kazandırıcı temalarla devletin üst düzeyini etkilemede başarıya ulaşmıştır. Aleviliğin özüne zarar gelmiyecek şekilde Alevi terör örgütlerini istihbari değerlendirmelerde bulunmaka, hafife irca ederek dikkatlerin yoğunlaşmasını perdelemektedir. Operasyon Daire Başkanlığından beri müsteşarı etkileyerek operasyonle faaliyetlere Alevi kökenli şahısları yönetici olarak getirmiş terfi önceliği Alevilere vermiştir.
Oysa en sağlıklı verilere göre Türkiye'de Alevi nüfusu yüzde 5'i geçmemektedir. Bu oran içinde de Alevilerin birlikteliğinden söz etmek zordur. Ancak yarar çıkarları muhtelif etnik unsurlara mensup alevileri pastanın paylaşımında birbirine yaklaştırmaktadır. Ülke çapında % 5 olan Aleviler Teşkilata ve diğer devlet kurumlarında % 100 etkin olabilmektedir.
Milli İstihbarat Teşkilatının sivilleşmesi amacı ile Dış İşlerinden getirilen Müsteşarı aşarak şirketi askerin emrine ve hizmetine yanlı ve yanlış değerlendirmeleri ile sunmuştur.
Teşkilat sivilleşmemiştir. askeri sivil demokratik rejime daha çok müdahale etme eğilimine ivme kazandırmış, demokratik koşullarda bilgi derlemesi ve üretmesi gereken kurumu toaliter yönetimi özletecek ve özendirecek şekilde işin kolayına kaçarak değerlendirmelere girmiştir. MİT yöneticileri Demokrasiyi içine sindirememiş Cumhuriyet bekası öne sürülerek anti demokratik çagrıxşımılara her zaman kapı aralamış, insan hukukunu ihlal etmiştir. Bu yönetici kadrolarla askeri müdahale ihtimali her zaman güncelliğini sürdürecektir.
Teşkilat öteden beri iç tehdidin çözümünü anti demokratik yöntemlerle önlenebileceği yönünde önerilerde bulunmuş ve ciheti askeriyeyi Demokrasiye müdahale yönünde davetiye çıkarmış. MEDYA'daki saplantılı uzantıları ile kamuoyunu askeri yönetimi beklentili hale getirmiştir.
M. Alpay, mezhebi bağnazlığı nedeni ile tarihi intikamı çağrıştırarak Osmanlı ve sunnileri topyekün MGK'nun hedefi haline getirmiş Millet/Asker kutuplaşmasının iç mimarı olmuştur.
Teşkilatta objektifliği ile tanınan anti marksist olarak bilinen kişileri CİA çigisine ve yönlendirmesinde kabul etmiş, TKP uslübunu kullanarak ince ayarla sindirme politikaları uygulamıştır. Milliyetçi muhafazakar görevlileri pasifize etmiş, dışlamış, kendisine rakip gördüğü görevlileri ise kendi icraatına engel teşkil edecek ve yanlı tasarruflarına karşı tavır koyması beklenen yöneticilere de bir bir yurt dışı görevlerle sus payı vermiştir.
Şirketin Teşkilatın görevlilerini birbirini izleterek kimin ırkçı, kimin irticacı (Cuma namazı kılanlar buna dahil) olduğu yönünde güven sarsıcı tecessüslerin yoğunlaşmasına neden olmuştur. Görevlileri dışa bilgi sızdırıyor şeklinde birbirlerinden kuşkuların hale getirmiştir. Teşkilatın bünyesinde en önemli yerlerde M. A. tarafından görev verilen mezhep mensupları Suriye lehine teşkilatı adeta şeffaflaştırmıştır.
Bu nedenle Suriye İstihbaratı Türkiye ile ilgili en gizli bilgileri dahi ulaşma imkanına kavuşmuştur. Suriye aracılığı ile dier ülkelere de sunulan gönüllü hizmetle, şirketteki Alevi kökenliler aracılığı ile sağlanmaktadır. Şirketin yönetimine getirilecek bir alevi aracılığı ile Suriye istihbaratının yan kuruluşu haline getirileceği uzak bir ihtimal değildir.
Bu nedenle Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad Türkiye'yi her defasında ıskalamaktadır.
Şirket mercek altına alınarak elemeye tabi tutulmalı yeniden değerlendirmeye alınmalıdır. Hedefler tekrar belirlenirken demokratik ilkelerin özüne zarar vermeyecek şekilde önem ve öncelik sıralamasına tabi tutulmalıdır. Hafız Esed'in Başkanlığındaki Suriye devleti Türkiye Cumhuriyetini birinci kuşakta yer alan önemli düşman ülke ilan etmiş ve istihbari çalışmalarında önceliği Türkiye'ye vermiştir.
Türkiye'deki mezhep bağnazlığını beslemiş, Alevi kökenli Terör örgütlerine güvenli ortam sağlamıştır. Türkiye'de bilinçli bir şekilde Aleviyim diyen her şahıs dolaylı ve dolaysız Suriye istihbaratının haber kaynağıdır.
Cumhuriyetin ilkeleri arasında yer alan miliyetçilikten kaynaklanan etnik hoşnutsuzluklardan da Suriye yararlanmasını bilmiş, Türkiye aleyhine bu çevreleri kullanmayı sürdürmüştür.



ERGENEKON SAYFASI'na geri dön